Red Purple Black

İÇKİ VE KUMAR

ickNeden içer insan?
İçki ve kumar, insanı önce manen, sonra da maddeten batırıp, bitiren iki müthiş illettir Genellikle de, bu uğursuz ikili birbirini tetikler; birine bulaşan diğerine de kayar. İçki ile zayıflamış olan zihin ve zekâ, kendisine kolay kazanma yolu gibi görünen kumara düşebilir.

Kumarın acımasız pençesine düşmüş olan bir çaresiz de, kurtuluşu, her şeyi unutarak yok saymakta, yani içkide arayabilir.

İç dünyasında boşluk yoksa kendisiyle barışıksa, ruh ve beden dengesini kurup mutluluğu yakalamışsa,  insan içkiye meyleder mi?

İçki, bir arayışın sonunda ortaya çıkar, arayış da, boşluktan kaynaklanır. Gönül boşluk tanımaz Sebebi belli, ya da belirsiz sıkıntılar, mutsuzluklar, huzursuzluklar, maneviyatı zayıf insanları genellikle içkiye yöneltiyor. Herhalde bu yüzdendir, alkoliklerin “içiyorsam sebebi var” demeleri…

Ancak bu türlü huzur ve mutluluk arayışları için de asla çözüm bulamamıştır. Zira içkinin fonksiyonu sıkıntıya çözüm sunmak değil, acıyı acıyla bastırmaktır. İçkinin yaptığı, iptal-i histir. Manevi sıkıntılardan gelen dayanılmaz acıları, duyacak manevi organları susturmak, çalışamaz hale getirmek ve nihayet varlığına son vermektir

Bu sebepten alkol, insanı azaltır, sığlaştırır, basitleştirir ve yalınkat hale getirir. İptal edilen insani hislerle birlikte, vicdan ve merhamet gibi, manevi varlığımızı oluşturan olmazsa olmaz çok değerli duygular da kaybolup gider.

İnsanlık düşmanlarının silahı

Bu sebepten, insanı sürüleştirmek ve böylece kolay güdülür hale getirmek isteyen yönetimler, daima alkol silahına sarılmışlardır. Su yerine içki içen ve böylece kimlik ve kişilik duyguları yalama hale gelen insanlar, diktatörlerin ve sömürgecilerin işini kolaylaştırmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul’u işgal eden düşmanlarımız da, gemiler dolusu şarap getirip bedava dağıtmışlar; bu hain eylem, bazı yurtseverlerin Yeşilay Cemiyeti’ni kurmalarına sebep olmuştu.

İnsanı böylesine çökerten alkol, aile hayatının da en tahripkâr düşmanıdır İnsanın bedenini ve vicdanını çökerten alkol, önce güven duygusunu yok eder. Alkolik ne kendisine güvenir, ne de başkasına… Zaten kendisi de güvenilemez, ciddi ve önemli bir iş yapamaz hale gelmiştir.

Bu durumdaki bir insanın sağlam ve tutarlı bir aile kurabilmesi mümkün mü?

Aile, bir yürek açılımı, sevgi paylaşımı ve vererek alma sanatıdır. Kendisini alkolün hâkimiyetine bırakmış bir insanın ise bu özellikleri hakkıyla taşıması ihtimali yoktur. Üstelik alkolik baba, ya da anne, çocuklarına kötü örnek olmakta, alkol bağımlısı insanların artmasına sebep olmaktadırlar.

Alkol ocakları söndürür

Alkolün sebep olduğu trafik kazaları, daha doğru deyimiyle trafik cinayetleri de ayrı bir felaket ve fecaattir Trafik canavarı denen şey, aslında alkolün öteki adıdır. Her sene kaç cana mâl olduğunu unutmamalı ve unutturmamalıyız.

Fakat alkolün trafik cinayetlerinden de beter dehşeti, aileye vurduğu darbedir. Sadece son on yılda alkol bağımlılığı yüzünden kaç ocak sönmüştür? Alkolün annesiz babasız bıraktığı çocukların yürek söküklerini kim, nasıl dikebilir? Alkol canavarı, anneli-babalı olduğu halde, annesiz- babasız bırakıyor çocukları…

Peki, bunca kayba sebep olan alkol, ne kazandırır? Sadece kısa bir süre için sarhoş ederek, acıyı bastırmaktan başka…

Geçici ve sahte bir keyif için, insan hangi akılla bu canavarın sinesine atılır?

İçki içenler çağdaş mıdırlar?

En iyimser bir tarifle, alkol  “Zehirli bir bal” hükmündedir. Zararı çok açık ve kesin ve keskindir. İnsanı paramparça ediyor, dağıtıyor, iffet ve edep dışı uçurumlara sürüklüyor.

Ama maalesef, bu hain canavarla gerektiği gibi mücadele edilmiyor. Hatta, daha da acısı, alenen koruma altına alınıyor, destekleniyor, övülüyor. Kimdir alkolün işbirlikçileri? Neden ve niçin koruma altına alırlar?

Mesela, sigara ile yapılan mücadele bile, alkole karşı niçin yapılamıyor?

Sadece bizim ülkemize mahsus bir garabettir ki, alkol ideolojik bir unsur haline getirilmiş ve adeta laiklik adına kutsanmıştır.

İçenler ilerici, çağdaş ve birinci sınıf vatandaş sayılmış, içmeyenler ise dışlanmış ve aşağılanmıştır. Buna mahalle baskısı demek bile yetmez. Zaman zaman resmi hüviyet de kazanan aleni ve zorbaca bir baskı ile içki dayatılmıştır. Bu içki dayatması, Başbakan’a bile yapılabilmiş, kadehini meyve suyu ile kaldırması çok ciddi (!) tenkitlere vesile edilmiştir.

Birçok üniversitede, hocalar asistanlarını, hatta doktora talebelerini içip içmemesine göre değerlendirdi. Üniversite mezuniyet şenliklerinde aşılan alkol duvarları, bu zihniyetin tipik bir göstergesidir.

Gazeteler, televizyonlar, dergiler, filmler, diziler, tiyatrolar, romanlar, içkiyi olağanlaştıran bir konumda oldular. Daha da ötesi, yeni nesilleri alkole özendirdiler. Tabii bu arada, Yeşilay’ın adı bile unutturuldu.

Toplumda sevilen ve örnek bilinen kişiler, genellikle, alkolle içli dışlıdırlar. Arada bir alkolün faydasına dair, asılsız yazı ve haberler çıkar basınımızda…

Belli bir kesimde, “Erkek adam içer!” denile denile, şimdi kadınlar da, adeta “Bizim ne eksiğimiz var?” dercesine, o belalı yarışta yerlerini alıp; alkol tüketimine önemli katkılarda bulunmaya başladılar.

Sorarım size! Alkolik kadın anne olabilir mi? Anne alkol bağımlısı olursa, daha doğmamış çocuğunu göz göre göre zehirlemiş olmaz mı?

Alkolün yayılması için kışkırtırlar

Alkol kullanım yaşı gittikçe aşağı düşüyor. Çünkü bir şer cephesi alkolün önündeki bütün engelleri kaldırıyor ve onu hayatın ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Özendiriyor masum yavruları…

Çünkü eğlenmek içkisiz olmaz, “Hayatını yaşayanlar(!)” içenlerdir. Bu yalanın bir de kuyruklusu vardır. İçkiye meşruiyet kazandırmak için uydurulur. Bu uydurukçulara göre, en dindar bildiğimiz büyükler bile, içmişlerdir. Mesela, Abdülhamid Han, Mehmed Akif Ersoy, Necip Fazıl…

Bunlar kendi sarhoşluklarına bir mazeret ve kılıf bulmak çabasıyla, daha kimlere içirirler kim bilir?

Bunlar, iyi Müslüman’ı; Cumasını kılan, Ramazan’ını tutan, bayramdan itibaren de rakısını içen kişi olarak tarif ederler. Tabii ki, halt ederler…

Bizdeki kadar içki kışkırtması, dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Bizim Öğretmen Evleri’mizde bile içki tüketilir. Örnek olması gereken eğitimcilerimiz, bir eğitim yuvası olması gereken evlerinde alenen içerek, ters örnek olmamalıdırlar.

“Laik, aydın ve çağdaş olmanın temel gereklerinden biri, içmektir” mesajı sözlü, yazılı ve fiili olarak asla verilmemelidir. Aksi halde içmek, teşvik edilmiş sayılmaz, kışkırtılmış olur.

Biz günaha düşmanız günahkâra değil!

Alkolle mücadelede önce anne babalara, sonra da eğitimcilere ve toplumu etkileyen sanatçılara, sporculara, siyasetçilere, askeri ve sivil bürokratlara büyük görev düşmektedir.

Eğlenmenin, neşenin, mutlu olmanın içkiyle ters orantılı olduğunu etkili örneklerle anlatmalılar.

İçmenin bir üstünlük ve erdem değil, tam tersine, tedavisi gereken bir kendine yetmezlik ve zayıflık olduğu açıklanmalıdır

Ancak, bu konuda çok ince bir ayrıntıya da dikkat etmekte büyük fayda vardır: Düşmanlığımız alkoledir, alkoliğe değil… Alkol bağımlısına sadece acırız ve elimizden geliyorsa yardımcı olmaya çalışırız.

Aynı şekilde, karşıtlığımız kumaradır; kumarbaza değildir. Her günahkâr gibi kumarbaz kardeşlerimize de acırız; kurtulmalarına duacı oluruz.

Bu iki belanın zararı esir aldığı kişilerle sınırlı kalmaz, aile temelinden başlayarak toplumu da etkiler.

Öyle iki beladır ki bunlar, verdiği meş’um lezzetle kendine bağlar insanı, zararını apaçık gösterdiği halde, bırakmaz yakasını… İnsanın bile bile ladesidir bu iki illet…

Alıştırıverir, tiryakilik meydana getirir; tutku esarete döner. Artık, kurtulmak imkânsıza yakınlaşır. Bundan dolayı, bu iki musibetten kurtulmanın en emin yolu, hiç bulaşmamak, asla yaklaşmamaktır.

Bütün ayyaşlar bir kadehle başlar: “Bu kadarcıkdan bir şey olmaz” düşüncesiyle, az ve hafif görülen alkol, genellikle de bira, alkole giden yolu açar, genişletir.

Kumar da, azdan ve eğlencelik diye başlar. Sonra, bir anafora dönüşür, ağırlaşır ve yakasına yapıştığı kişiyi kumarbaz eder; Loto, toto, at yarışı tahminleri, piyango çeşitleri, nefsin bu ihtirasını, bir gün patlatıncaya kadar ha bire körükler…

Bu yüzden, en iyisi, alışmamak ve bu gayyaya düşmemek için, hiç mi hiç çekim alanına girmemek, asla yaklaşmamaktır. Kumarda önce önemsiz ve ufak şeyler kaybedilir, sonra da Allah korusun her şey… Kumardan kazanan ve iflah olana hiç rastlanmamıştır?

En tehlikeli içki biradır

İşte bu yüzden, en tehlikeli içki, biradır. Kolay bulunur Alkol miktarı azdır. Hatta bazı gafletli zihniyetlere göre, içki bile sayılmaz. Batı’nın, sıvı ekmek diye günlük hayata soktuğu bu içki, alkole giden en geniş yolu açar, içenlerin büyük bir bölümü, hep birayla başlamışlardır.

Tabii ki insan vücudunu da tahrip eder alkol, ama asıl zararı aklı baştan götürmesi, yani sarhoş etmesidir.

İçerek sarhoş olan insan, manen der ki, “Ey aklım! Lütfen şimdi beni terk et, biraz sensiz yaşamak istiyorum. Sen fonksiyonunu icra ettikçe, ben rahatsız oluyorum. Çünkü aklımla içinden çıkamadığım işler içindeyim. Aklımın beni rahatsız etmesinden, düşünmenin yükünden kurtulmak istiyorum; git biraz başımdan, beni kendi halime bırak…”

Ve insan geçici bir delilik yaşadığı zamanlarda yapar en acayip, garaip, çılgın işlerini… En yakın dostuyla oturduğu sofra, bir kan ve kin sofrasına dönüşebilir. Neşeyle çıkılan yol, bir katliam arenası haline gelebilir. En mutlu ailelerin zehri olur da, bozup dağıtır, parçalar, onulmaz yürek yaraları açar alkol…

İş yerleri dağılır, kârlar zarara ve iflasa döner, kepenkler kapanır Alkol önce yürekleri karartır, sonra esirini vurur yerden yere ve tanınmaz hale getirir.

Kısacası, ayıldığı zaman, kendisini de hayretten hayrete düşüren ve nasıl yaptığını bir türlü anlayamadığı mantıksız, manasız, akılsız işleri yapar.

Alkol acımasızdır, katıdır, kabadır, vicdansızdır. Bu sebeple, pençesine düşen duygu zengini kadınları, daha da ezer, perişan eder, zıvadan çıkarır. Kadını eğlencelik bir robot haline getirip, mebzul meta haline düşüren alkol, ahlaksız erkeklerin temel malzemesidir. Çünkü göz koyduklarını pençelerine düşürmek için, alkolden ve kumardan daha uygun bir tuzak bulamazlar.

Kumar, önce “Şans oyunu” adıyla meşru gösterilmeye çalışılır. Daha sonra da genişler, büyür ve tabii ki batırır. Hak etmeden, kolay ve çok kazanmak hevesi, kumara meylettirir. Kanaatsizlik, kıskançlık, lüks yaşama sevdası, inanç ve ahlakla sınırlandırılmazsa, kumara giden yol, daha kolay açılır.

Osmanlı ve ABD de dâhil olmak üzere, hiçbir ülke, içkiyi ve kumarı kanun zoruyla, yasaklayarak önleyemedi…

Efendimiz ise (sallallahu aleyhi ve sellem), bu iki illetle mücadelenin emsalsiz kahramanı olmuştur. İnsanlık bu iki beladan, ancak O’nun getirdikleriyle kurtulacaktır. İslamsız toplumlar ise, içkiyle ve kumarla yaşamaya mecbur ve mahkûmdur.

 

Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com

ALLAH-U ZÜLCELAL’DEN KORKMAK

Sevgi ile korku ilk bakışta birbirine zıt görünürler. Fakat hakiki sevgilerde, özellikle Allah-u Zülcelal'in sevgisinde korku da vardır....

KABİR

“...Sen o zalimleri can çekişirken bir görsen! Melekler ellerini uzatıp: "Haydi çıkarın canınızı bedenlerinizden!" derler. "Bugün...

ORUÇ

“Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizin üzerinizede farz kılındı. Olur ki sakınıp korunursunuz.”...

ALLAHU ZÜLCELAL’İN KULUNU SEVMESİ

Âlimlerden bir zat şöyle demiştir: “Sen Allah-u Zülcelal’i sevdiğin zaman O’nun seni imtihan ettiğini görürsen bil ki, O da seni...
Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com