Hz. Muaviye sahabedir. Onun sahabe olduğunda şüphe yoktur. Hz. Muaviye, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den yüz altmış üç hadis rivayet etmiştir. O, bazı hadiseleri diğer sahabelerden rivayet ettiği gibi, diğer sahabelerde ondan hadis rivayet etmiştir. İmam-ı Nevevi onun hakkında şöyle demiştir: “Hz. Muaviye, Hudeybiye günü müslüman oldu. Müslümanlığını anne ve babasından gizli tuttu. Hz.
Bilindiği gibi, Allah-u Zülcelal İsa aleyhisselam’a dört büyük kitaptan biri olan İncil’i indirmiş ve İsrailoğullarına doğru yolu göstermesi için peygamber olarak göndermiştir. Ancak İsrail oğulları bu daveti reddederek; İsa aleyhisselam’ı yalanlamışlar ve onu öldürmeye kalkışmışlardı. Allah-u Zülcelal onu o düşmanların şerrinden korudu ve İsrail oğulları İsa aleyhisselam’a benzer birini öldürdüler. Nitekim Allah-u Zülcelal bir ayet-i
Bazı hadis-i şeriflerde Allah-u Zülcelal’in kullarının amellerini meleklere sorduğu ifade edilir. Bu hadisler, meselenin aslını bilmeyenlerin kafasında, (Haşa): “Allah kullarına melekler vasıtasıyla mı ulaşıyor?” şeklinde bir soruya sebep olur. Mesela böyle hadislerden biri şöyledir: “Sevap ve günahları yazan meleklerden başka, Allah’ın yeryüzünde dolaşan melekleri vardır. Bunlar, Allah’ı zikreden bir topluluk bulduklarında: “Aradığınıza koşun!” diyerek arkadaşlarını
Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “De ki; Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah’da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Al-i İmran; 31) Bu ayet-i kerime sorulan soruya tam bir cevap olmaktadır. Bir kulun Allah-u Zülcelal’i sevmesi demek; Allah-u Zülcelal’i büyük bilmesi ve kemal sıfatlarının tamamıyla muttasıf ve bütün
Cinler, çeşitli ahkam ve ibadetlerle mükellef olup, saf dumansız ateşten yaratılmışlardır. Cinlerin mükellef olduğu hususunda ihtilaf yoktur. Mü’min olanları cennetlik, kafir olanları ise cehennemliktir. Cinlerin varlıkları kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Bu sebeble onların varlıklarını inkar eden kimse küfre girer. Kur’an-ı Kerimde bir çok ayet-i kerimelerde cinlerin varlığından bahsedilmiştir. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimelerde
Dağ başında doğup büyüdüğü halde, islamiyetten haberi olmayan kişi, ittifakla ibadet ve ahkamlarla mükellef değildir. Yalnız, Allah-u Zülcelal’e iman etmekle mükellef olup olmadığı hakkında ihtilaf vardır. “Dağ başında doğup büyüdüğü halde kendisine islama ait bir davet ulaşmayan ve her hangi bir peygamberin varlığını duymadan ölen kişi, Allah’ın varlığına iman etmekle mükelleftir. Allah’a iman etmeden ölürse
Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden her birinizin duası isti’cal (acele) edilmedikçe kabul olunur. İnsan (acele eder de) dua ettimde kabul olunmadı der. Bundan dolayı umudunu keser ve artık dua etmeyi de bırakır.” (Müslim) Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu
Allah-u Zülcelal’in ismi ve sıfatlarından başka bir şeyle yemin etmek caiz değildir. Nitekim İbn-i Ömer radıyallahu anh şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ömer’in babasının ismiyle yemin ettiğini duyunca, ona şöyle söylemiştir: “Şüphesiz Allah sizi babanızın adlarıyla yemin etmekten men etmiştir. Her kim ki, yemin etmek isterse, Allah’ın ismiyle yemin etsin ve
İslam inancına göre, insanların ruhları onların ölümlerinden sonra da canlı kalırlar. Cesedin bozulmasıyla bozulmazlar. Amelle-rine göre ya nimet içindedirler ya da azap çekiyorlardır. Nitekim Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rabbleri katında diridirler. Allah’ın bol nimetinden onlara verdiği şeylere sevinç içinde rızıklanırlar.” (Al-i İmran; 169) Görüldüğü gibi, burada
Ebu Kasım el-Haki’ye: “İmansız olarak ölmeye sebep olan bir günah var mıdır?” diye sormuşlar; o da şu şekilde cevap vermiştir: Üç şey vardır ki, -Neuzübillah- insanın imanının kendisinden alınıp, imansız olarak dünyadan ayrılmasına sebep olabilir: 1-) Üzerinde bulunan iman ve islam nimetine şükretmeyi terketmektir; bu hal, insanın dünyadan imansız olarak ayrılmasına sebeb olabilir. Hakikaten insan