Fil hadisesi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dünyaya teşrif ettiği sene Muharrem ayının on beşinde meydana gelmiştir. Fil olayı ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in doğumu arasında elli beş gün vardır. Fil hadisesi ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hicreti arasında elli üç sene vardır.
Yemen valisi Ebrehe, hac mevsiminde insanların Kabe'yi ziyaret için hazırlandıklarını gördü. Bunun üzerine kıskançlık damarları kabardı. San'a'da cevherlerle süslü, nakışlı bir kilise yaptırdı. Onu güzelleştirmek için elinden geleni yaptı. Mermerleri ve taşları altınlarla süsledi. Kiliseye de el-Kuleys adını verdi. Hac etmek isteyenleri oraya yöneltmeye çalıştı.
Habeş kralı Necaşi'ye bir mektup yazarak şöyle dedi: "Ben senin için bir kilise yaptım. Senden önce hiçbir kral için onun benzeri yapılmamıştır. Arapların hacılarını oraya yöneltinceye kadar gönlüm rahat etmez."
Ebrehe'nin Necaşi'ye yazdığı bu mektup, Araplar arasında yayılmaya başlayınca, Kinane oğullarından bir adam kızdı. Kuleys'e geldi, orayı necasetle kirletti ve memleketine geri döndü. Kilisenin hizmetçileri bu pisliği görünce olayı Ebrehe'ye anlattılar ve: "Bunu, insanları mabedlerinden çevirmek istediğine kızan bazı Kureyşliler yaptı." dediler.
Ebrehe Mekke üzerine yürümeye ve Kabe'yi yıkmaya yemin etti. Beraberinde büyük bir ordu ve Mahmut isminde beyaz bir fil ile yola çıktı. Bu fil irilikte ve kuvvette çok büyüktü.
Ebrehe, Taif yolunda Muğammes denilen yere varınca Abdulmuttalib, Ebrehe'nin yanına gitti. Kendisine Tıhame oğullarının mallarının üçte birisini alıp dönüp gitmesini teklif etti. Ebrehe kabul etmedi. Araplar, Ebrehe ile savaşmayı görevleri olarak gördüler. Onunla vuruşmak için kabile kabile toplanı-yorlardı.
Ama Ebrehe onları hezimete uğrattı. Öte yandan Abdulmuttalib Kabe'nin halkasına tutunup: "Ey Allah'ım! Şüphesiz insan kendi evini korur, sen de evini koru!" diye dua ediyordu. Abdulmuttalib bu şekilde dua ederken bir ara yüzünü çevirdi, bir kuş gördü ve: "Vallahi bu garip bir kuş. Ne Necid tarafının, ne Hicaz tarafınındır. Şüphesiz bunun özel bir durumu var." dedi.
Bunun arkasından Allah-u Zülcelal gagaları sarı, kırlangıca benzer, daha önce ve sonra emsali görülmemiş kuşlar gönderdi. Her kuşun gagasında bir, ayaklarında da iki taş vardı. Bu taşlar mercimekten biraz büyük, nohuttan küçüktü. Taşlar, Ebrehe askerlerinden her birinin başına düşer tabanlarından çıkardı.
Abdulmuttalib, Ebrehe ordusunun Mekke'ye gelişi geciktiği için ne haber var diye bakmak için hayvanına bindi. Onların helak olduklarını ve kalanların çoğunun geri dönüp gittiğini anladı. Sonra Mekkelilere, gelen ordunun helak olduğunu bildirdi.
Allah-u Zülcelal bu hadiseyi Kur'an-ı Kerim'de bizlere şöyle anlatmıştır:
"Görmedin mi Rabb'in fil sahiplerine ne yaptı? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı. Ve onları, yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı." (Fil; 1-5)